Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
21 . Eylül . 2017  
The Armstrong Lie
Hayatımızda Lance Armstrong

The Armstrong Lie

Yazar: Cuneyt Kazokoglu
1.2.2014

Alex Gibney’nin ilk defa 2013 Eylül ayında Venedik Film Festivali’nde gösterilen ‘The Armstrong Lie’ filmi bir belgesel. Dahası, belgesel, 2009 yılında Armstrong’un “muhteşem dönüş” hikayesini anlatmak üzere çekilmeye başlanıyor. Sonra doping skandalı patlak verince Gibney eldeki malzemeden yeni bir film çıkarıyor.

Filmin internet sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Dikkat – Spoiler içerir

Filmi izlerken bu hususu akılda tutmakta fayda var, çünkü ‘The Armstrong Lie’, gerçek anlamda Armstrong’un hikayesinin arka planını sunan, “araştırmacı gazetecilik” türünden bir film olmamış. Bu aslında filmin de en önemli zaafı.

Gibney “Armstrong’un kontrol ettiği” bir dünyaya Armstrong’un hikayesine müspet katkıda bulunmak için giriyor. Lakin hikayede büyük kırılma gerçekleştikten sonra dahi gene her şeyin kontrolü Armstrong’un elinde kalıyor, film gene Armstrong’un yazdığı bir hikayenin unsurlarından biri oluyor.

Dolayısıyla ‘The Armstrong Lie’ yeni sahneler içeren, kamera tekniği, kesim vs olarak başarılı bir film. Bu bağlamda bütün bisiklet severleri heyecanlandıran, ama bilhassa Armstrong’un hikayesini yakından takip edenler için potansiyelinin altında kalan bir film.

Armstrong’un US Postal yıllarındaki umarsız hali, doping ve EPO yılları, 2009'da dönüşünde Astana’da Alberto Contador ile olan çekişmesi (Contador’un, arabadan Johan Bruyneel’in “yavaş git” demesine rağmen atağa kalkması, Contador’un basın toplantısını Armstrong’un otobüsün içinden seyretmesi vs), Armstrong’un Michele Ferrari ile antrenmanları ve Ferrari’nin Armstrong hakkındaki sözleri gibi sahneler biraz Fransa Turu’nun arka planını açığa çıkaran sahneler. Armstrong dönemine tanıklık etmiş muhtelif isimlerin konuşmaları da filme bilgi açısından derinlik katan bir diğer etken.

Filmin Ana Sorunu

Fakat ana sorun, sürekli sabit: film, Armstrong’u Armstrong yapan şeyi anlatmıyor. Armstrong, film boyunca her zaman bildiğimiz gibi gayet karizmatik, karşısındakini etkileyen bütün unsurları bünyesinde barındıran ve bisiklet sporunu başka bir seviyeye taşıdığı vurgulanan adam. Armstrong’un 2009 sezonuna dönüşü olan Avustralya Turu’nun o yıl seyirci sayısını %40 oranında arttırması bu nedenden ötürü. Ya da filmin bir sahnesinde dediği gibi (“we all made money”) Trek’in Armstrong yıllarında cirosunu 10’a katlaması…

Bu sorun, sadece bu filme özgü değil. Son yıllarda Lance Armstrong hakkında yayınlanan en kapsamlı kitaplardan David Walsh’un “Seven Deadly Sins” kitabı da aynı etkiyi yaratmıştı okurken. Kitap, Armstrong’u kovalamanın hikayesiydi, Armstrong’un hikayesi değil.

Film hakkında Gibney’nin Armstrong için “tanıştığım en iyi yalancı” ifadesini kullanması da bizim için bir şey ifade etmiyor. Konuyla biraz ilgilenen herkes, Armstrong’un hikayesindeki yalan unsurunu biliyor. Zaten Gibney de büyük ihtimalle daha iyi yalancılarla da tanışmıştır, ama muhtemelen farkında değildir.

Peki bütün bunlar olup biterken Armstrong neler hissediyordu? Bir şey hissediyor muydu? Armstrong sadece patolojik bir yalancıdan mı ibaret? Neden, ne zaman bu makyavelist-sosyopat adam oldu? ‘The Armstrong Lie’, bu soruların cevabını veremiyor, Lance Armstrong ile empati kurmamız için (empati tasvip demek değil) gerekli araçları sunmuyor.

Öfke Unsuru ve Benzer İki Film

Filmi seyrederken spor sinemasının birey odaklı başka iki filmini de düşünmemek elde değil: Muhammed Ali’nin Zaire’de George Foreman ile maçının (rumble in the jungle) hikayesi, ‘When We Were Kings’ ve bir belgesel olmayan, ama belki de tam bu nedenle empati duygusuna seslenen Martin Scorsese’nin ‘Raging Bull’’u. Muhammed Ali’nin çocukça olarak da nitelenebilecek tavırlarının arkasında pek de açığa çıkmayan ama Robert de Niro’nun canlandırdığı Jake LaMotta’da şahane bir şekilde ete kemiğe bürünen hınç, öfke, hışım…

Bu öfke, filmde sadece bir yerde zikrediliyor: Armstrong’un televizyon muhabiri olarak çalışan eski takım arkadaşı Frankie Andreu, Armstrong’un “gerçekten kendisi olduğu” iki anı tanımladığında: bir hastanede kanserli çocukları ziyaret ederken ve bisiklet üzerindeki öfke doluyken…

Frankie Andreu ile Armstrong’un arasındaki ilişki, Andreu’nün 10 yılını cehenneme çevirmiş olsa bile, gene filmin en etkileyici sahnelerinden birini oluşturuyor: Armstrong’un kendisi ile röportaj yapan Andreu’ya, kameraya değil, eski takım arkadaşına, artık eskisi kadar iyi olmadığını itiraf ettiği sahne. Turu kazanamayacağının idrakine vardığında, gözlerinde sanki bir şeyler ölüyor.

Armstrong’u betimleyen öfke ve hınç duygusu, Armstrong’un kişiliğini “radyoaktif” olarak niteleyen David Walsh’un kitabında kendisinin de söylediği bir şey: “I mean when I’m in there, physically I’m not any more gifted than anybody else but it’s just this desire, just this rage. I’m on the bike and I go into a rage, when I just shriek for about five seconds. I shake like mad and my eyes kinda bulge out…”

Ruhun Derinlikleri

Filmi seyrederken aklıma gelen bir sahne, yalan/gerçek, iktidar/güç adına en güzel yapıtlardan Frost/Nixon filminden, Başkan Nixon’ın bir gece yarısı gazeteci David Frost ile yaptığı telefon konuşması:

…it's stilI not enough. We stilI feel Iike the Iittle man, … if we're honest for a minute, if we reflect privately just for a moment, if we alIow ourselves a glimpse into that shadowy place we calI our soul, isn't that why we're herenow?... Looking for a way back into the sun, into the Iimelight, back onto the winner's podium.

Armstrong gece yalnız kaldığında, karanlıklar içinde ruhunun derinliklerine iniyor mudur? İniyorsa ne görüyor orada? Bisiklete geri dönüş denemesini bitmek bilmeyen bir “back onto the winner’s podium” arzusu olarak görmek mümkün mü? Ya da benzer yollardan geçmiş bir efsanenin, Eddy Mercx’in 2005’te çok güzel bir ifade ettiği gibi, “Armstrong zafere mahkum” - en nihayetinde kaderine söz geçiremeyen bir mahkum mu?

Filmin daha başında bir sahne var, Avustralya Turu’nu, belki de Armstrong için bütün büyük bisiklet yarışlarını anlatan: “welcome to the party… party for everyone else”, herkes için bir parti, Armstrong için değil.

Armstrong’u Armstrong Yapan Ne?

Armstrong’un kanser ile savaşını bir sportif müsabaka olarak gördüğü ve bu nedenle “kaybetmeyi ölümle özdeşleştirdiği” filmin daha başında geçen, kendi kitaplarında da olan bir şey. Armstrong’u Armstrong yapan, genç yaşta kansere yakalanmasının hıncı mı?

Ya da asıl unsur, kendisini ve annesini bırakıp giden, 2005 yılında bir Hollanda gazetesine verdiği röportaja kadar da hiç Armstrong’u arayıp sormayan babasına duyduğu öfke mi? Armstrong babasıyla olan sorunu, üvey babasıyla da devam etmiş (David Walsh’un kitabından: “the first day I learned to dislike somebody, I disliked him”).

Filmin suaresinden çıkıp sokakları dolduran Cuma gecesi kalabalığına karıştığımda uzun süre Lance Armstrong’un hayatım(ız)daki yerini düşündüm.

MTBTR’de Lance Armstrong hakkında sayfalarca yazıları yazarken hep aklımda ünlü Amerikalı yazar Scott Fitzgerald’In bir sözü vardı: “Show me a hero and I will write you a tragedy”.

Armstrong’un karşısına çıkanlarda yarattığı yıkıntıyı, trajedileri artık biliyoruz.

Fakat Armstrong’u yaratan trajedileri belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

The Armstrong Lie, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 5–20 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek 33. İstanbul Film Festivali'nde gösterilecek.



 

 
Yayın Sponsoru
  Panorama

Aydın A. Güney & Pınar A. Avşar'la TUR Üzerine
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu sırasında yükün çoğunluğunu vitrinde fazla olmayan bir ekip çekiyor. Bu ekibin başında A’dan Z’y ... Devamı » » » 

Emin Müftüoğlu ile Günümüzü Değerlendirdik
Emin Müftüoğlu ile TUR sonunda bir araya geldik. Başarılı geçen bir organizasyondan sonra yorgun, çoklukla olduğu gibi vakti kı ...
Devamı » » » 

Bisiklet Yolları Algısında Yanlışlar

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” piyesini seyredenler bilir: Estergon ve Vladimir, iki perde boyunca, Godot diye birini b ...
Devamı » » » 


Eki.14 İBB Emirgan Planları, Bisiklet v...
Haz.14 The Accidential Death of a Cycli...
Şub.14 The Armstrong Lie
Ara.13 Londra ve İstanbul'da Bisikletin...
Eyl.13 Süslü Kadınlar da Bisiklete Bine...
Eyl.13 Emin Müftüoğlu'yla Kısa Kısa
Auğ.13 Katlanır Bisiklete Giriş
Haz.13 Bisikletle işe gitmenin püf nokt...
Nis.13 Yaz Yaklaşırken 3 Büyük Şehirde ...
Mar.13 Dünyanın En Pahalı Bisikletleri
Eki.12 Velodromda Bir Gün
Tem.12 Dünden Bugüne Bisiklet...
Tem.12 Fransa Turu Tarihinden Hikayeler
May.12 Ruanda Bisiklet Takımı
May.12 İngiltere'de Bisiklet Ulaşımı Po...
Oca.12 Londra'dan Bisiklet Esintileri
Ara.11 Kış Yarışları Öncesi Temel İpuçl...
Eki.11 10 Tanınmış Sima’ya Sorduk
Eyl.11 Pedalla Enerji Üretttik
Eyl.11 Canyon'un Derinliklerine Yolculu...
Nis.11 Araba mı Daha Hesaplı Bisiklet m...
Şub.11 Pedal Alternatif Enerji Çözümü O...
Panorama Arşivi

 

  Bu yayın 5332 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015