Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
21 . Eylül . 2017  
Dünden Bugüne Bisiklet...
Dünden Bugüne Bisiklet...

Dünden Bugüne Bisiklet...

Yazar: Perran Yalçın Yavru
14.7.2012

Bir çocuğun hayali…. ilkokul karnesinin pekiyilerle dolu olmasından sonra, babasının, “ne istersin çocuğum?” sorusuna verebileceği ilk yanıt… filmlere konu olmuş, küçükten büyüğe bir çok kişinin tutkusu… Evet! “Bisiklet”; kimsenin unutacağını sanmıyorum ilk bisikletini. Üç tekerlek ile başlayıp sonra dört tekerlek ve en nihayetinde de ulaşılan iki tekerlekli mucize. Hep söylenir, yazı yazmak gibidir, araba kullanmak gibi asla unutulmaz. Yıllarca o seleye oturmamış olabilir insan, ancak unutmaz nasıl dengede durduğunu ya da unutamaz. O zevki, o hızı, o rüzgarla sevişen saçları, rüzgara karşı gidişi. Mahallede ki çocuğa “versene bir tur bineyim” dediğini kim unutabilir ki? Annesi çocuğu azarladığında “aklın bir karış havada, ayakların yere bassın azıcık!” dediğinde ona inat ayaklarını yerden keser çocuk. Hatta bir bisiklet tutkunuysanız büyümüş olmanız bile kar etmez sizi bisikletinizden ayırmaya. Nedir peki bunun sırrı? Kimdir bu ayakları yerden ilk kesen kişi? Neleri etkilemiştir bu iki tekerlek?

17. Yüzyıla Uzanan Tarih

Bisikletin tarihi, bir taşıtı devindiren yabancı, kullanılabilir kuvvetlerin yerini kullanıcının kendi kas kuvvetinin almasıyla başlar. Tekerleğin pek eski çağlarda meydana getirilmiş olmasına rağmen bisikletin keşfi çok yeni sayılır. 1645 yılında ilk bisiklet patenti Fransız Jean Theason’a, iki kişinin oturarak hareket ettirdiği dört tekerlekli küçük bir alet yaptığı için verildi.1690 yılında Fransız asilzade Sivrao Kontu tarafından, iki tahta tekerleği olan ve “Celenfer” adı verilen pedalsız bir bisiklet yapıldı. Daha sonra tahta tekerleklerin yerle temas eden yüzleri demir çemberle kaplandı; fakat bu durum süspansiyon sağlamadığı için hızın azalmasına yol açtı. İskoç Kirk Patrick McMillan’ın 1839 yılında pedalı bulmasıyla bisiklet de bugünkü görünümüne kavuşmaya başladı. 1868′de ise tekerleklerin sert lastikle kaplanıp demirin çıkartılması sayesinde sürat arttı. Bisiklet birçok icadın uğradığı başarısızlığa ugramamış, icadıyla birlikte başarıya ulaşmıştır. Buluşçu, taşıt aracının üstünlüğünü gösteri ve yarış seferlerinde gösterir: saatte on ilâ onbeş kilometre hızla, at arabasından dört kat daha hızlıdır. Gövdenin üst bölümünün ağırlığı, dirsek üzerinden selenin önüne, orta kola sıkı sıkıya tutturulmuş olan özel bir tahtaya verilir. Bu tahtanın adı “dengeleme tahtasıdır” ve o zamana dek bilinen tüm arabalardan ve taşıma araçlarından ayrımlı olarak, sürücü tarafından dinamik bir denge içinde tutulması gereken iki tekerlinin en belirgin özelliğini gösterir. “Yarıya bölünmüş” tek izli bir yük arabası dik durmaz, ya bir yere yaslanması ya da payandalarla tutulması gerekir. Henüz dengede duramayan çok küçük çocukların bisikletlerine takılan destek tekerleklerine benzemektedir. Bu” koşma tekeri” Karlsruher Zeitung gazetesinde şöyle anlatılıyor: “ bu buluşun ana düşüncesi, buz pateni kaymaktan alınmıştır ve tekerlekler üzerinde bir oturağı, ayakları yere vurarak itmek gibi basit bir düşünceye dayanmaktadır. Mevcut uygulama, tüm yaya yollarında ve caddelerde yol alabilmek için, özellikle yalnızca iki ayaklı, birbiri ardından giden tekerlekler üzerinde bir sürücü oturağından oluşmaktadır.(…) Bu arada, dengenin korunması için önde, kolların yaslandığı, küçük düzlenmiş tahta vardır ve onun üzerinde de gidişi yönlendirmek için elle tutulan küçük dümen çubuğu bulunmaktadır.

Büyük boyut için tıkla!

Buluşlar, zaten kullanılmakta olan nesnelerin iyileştirilmeleri değil de yeni kullanım nesnelerinin ortaya çıkarılmaları ise, o zaman, yalnızca parçalar değiştirilmez, örgütlerin kendisi değiştirilir ve yeni bir örgütlenme bulunur. Velosiped, asıl olarak parçaların bu yeniden örgütlenmesinde yatmaktadır. Çünkü dengeleme tahtasının dışında biraraya getirilen tüm parçalar, başka birleşik yapılarıdan bilinmektedirler ve sadece değişikliğe uğratılmışlardır. Drais Velosiped’in ağırlığını 20 kiloyu aşmayacak biçimde boyutlandırmış ve tasarlamıştır. Bu ağırlık şimdiki Hollanda bisikletinden biraz daha ağırdır. Ancak sonradan yapılan kopyaların ve iyileştirmelerin bir çoğu bu değerlere ulaşamamışlardır. Bisiklete binmenin tarihi, yükselmenin tarihi olarak görülür. Drais’in koşma tekerlerindeki teknik engel, bacaklarından ön tekerleğe bir kuvvet aktarımını olanaksız kılan, sürtünme kamalı bir sevk makinesiydi.

Fransa’da Michauz bisikletinin son tipi ortaya çıkıncaya kadar aradan geçmesi gereken yarım yüzyıl, aşırı ölçüde teknoloji transferinin, zanaatkarlar ve meslekler arasında loncaların ve zümreler düzenin ortadan kalkmasıyla sonuçlanan bir zamandır. Fransız devriminin sonucu olarak, meslek özgürlüğü kıtada yayıldı, 1865’deki Kuzey Alman Birliğinin meslek düzeniyle İmparatorluğun kuruluşundan kısa bir süre önce, Orta Avrupa’da bir kural haline gelmeye başladı ve Prusya’da 1890/91 yıllarında yerleşti. Loncalar, olası buluşların ve iyileştirmelerin, yapıldıkları loncaların içinde kalmasını kıskançlıkla denetlerken ve aktarımlar ağır bir biçimde cezalandırırlen meslek özgürlüğü, artık dışlanmayan, temelden değişik, ağ biçimi yayılma modelleri getirdi. Bisikletin gelişimindeki teknik ilerleme, esas olarak meslek dalındaki üretim deneyimlerinin bir başka dala aktarımlarından kaynaklandı. Bu aktarımlarının en önemli başarısını ayakkabıcılara borçluyuz.

Ayaklı manivelayı bir tekerleğe bağlamak kimin aklına gelmiştir? Bu bilgi açıklığa kavuşmamıştır ancak böyle bir tekerleği, gerçek bir bisikleti, ticari bir başarıyla üretenin bisiklet yapımcısı Pierre Michaux olduğu kesindir. 1867 de Paris’teki Dünya Fuarı’nda, ünü Fransa dışına da taşan yeni iki tekerlekli tipi, bisiklet tarihinde bir çağ açmıştır. Anlatılan bir öyküye göre: bir müşterinin onarım için atölyeye getirdiği koşma tekeri, o sıralar 13 yaşında ki kardeşi Ernest’in eline geçmiş. Ernest koşma tekerinin üzerine iki bir ayaklarıyla yere vurmayı zahmetli bulununca, babası ona “koşma tekerlerine, bir biley makinesindeki gibi ayaklı manivela takmayı” önermiş. Ernest bu öneriyi 1861 yılında uygulamış. Drais’in koşma tekerini iyileştirmek için en iyi düşünce ayaklı manivelayı ön tekerleğin dingiline yerleştirmek değildir ve herşeyden önce bunu gerçekleştirmek de göründüğü kadar kolay değildir. Drais’in ve Michaux’nun makineleri arasında bir karşılaştırma yapılırsa bu aşamaya varmak için Drais’in aracının bütünüyle yeniden yapılandırılmasının gerektiği görülür ki bu bu da en az 4-5 yıl dürmüştür. Bir çok yeniden yapılandırma yapmıştır. Sürtünme kamalı bağlantı takımı, şaside açılan bir delikte dönebilecek şekli almıştır. Bu değişimde ki en önemli nokta, gövde duruşunun değişimidir. Sürücü öne eğilir ve gövdenin ağırlık merkezi ne denli öne kaydırılırsa, pedala o denli rahat basabilinir hale gelmiştir. Drais’in koşma tekerinin selesinin yüksekliği ayarlanabiliyordu. Michaux için, makinenin müşterilerin gövde ölçülerine ergonomik uyumu, ticari başarısı açısından bir zorunluluktu. Velosipedçiler için ayaklarıyla yer arasında 30 ile 60 cm’lik bir aralık ortaya çıktı. Araca inip binmek bile yeterince akrobatik bir eylemdi.

1 Bisiklet Alana, Binme Dersi Bedava!

Bisiklet, atsız bir taşıt aracı yapma, başka deyişle, hızlı yer değiştirebilme için atı gereksiz kılma çabalarının bir ürünüdür. Michaux 1869 yılında mesleki açıdan ve kamusal alanda büyük başarılar elde etti. Paris’te dünyanın ilk cadde yarışının galibi kutlanıyordu böylece Michaux bisiklerinin üstünlüğünü gösterebilmiştir. Fabrikasının yanı sıra bir de bisiklet kullanma okulu kurmuştu. Bisiklet satın alanlar ücretsiz bisiklet dersleri alıyorlardı. Bu durum her yerde taklit edildi ve bisiklet okulları Paris’ten San Fransisco’ya dek yer yerde yayıldı. Bisiklet moda oldu ve ondan sonra giyim modasını da etkilemeye başladı. Drais’in icadı ile yalnızca soylular ve jimnastikçiler ilgilenmişlerdi, Michaux’un bisikleti ise kent burjuvalarının hayranlığını kazandı. Paris’in öncülüğünde velosipedçi klupler kurulmaya başlandı. Paris’te 1869’da açılan ilk uluslararası bisiklet sergisinde gösterilen yenilikler vardı. Henüz üretime geçilecek denli olgunlaşmamış olsada yenilikler gelecekteki gelişimin yönünü gösteriyordu bunlar:

  • Tekerleklere kauçuk lastik takılması( Michaux’un bisikletinde bu vardır)
  • Bütünüyle metalden, daha hafif bir konstrüksiyon
  • Boru şasi, ilk denemeler ABD de yapıldı.
  • Silindirli ve bilyalı yatak
  • Boşa dönme (Rölanti) ve aktarma dişlileri
  • Büyütülmüş devindirici tekerlekli bisikletler

    Heyecan verici yeni bir konstrüksiyon 1869 da İngiltere’de yapıldı: F. W. Reynolds ve J. A Phantom Bicycle’ı yaptı James Starley’in efsanevi Ariel-Bicyle üretmesi bisiklet yapımında bir dönüm noktası oldu. Bisiklet tarihinin üçüncü kesin tipi olan yüksek tekerlekli bisiklet ortaya çıkmıştı. Savaş yılı olan 1870’de bisiklet yapımında önderlik Fransa’dan İngiltere’ye geçti. Ingiltere’de Velocipede yapımı işine ilk olarak Coventry Dikiş Makineleri şirketi el attı.

    Bu tarihe kadar yapılan Velocipede’lerde pedalın bir dönüşü tekerleği’de ancak bir defa döndürebiliyordu. Bundan ötürü bisikletin hızının ön tekerleğin büyüklüğüne bağlı olduğu sanıldı.Tekerlek ne kadar büyürse taşıt da o kadar hızlı gidecekti. Böylece ön tekerleğin çapı 75 sm’den 162 sm’ye kadar artarken arka tekerlekte 30 sm’ye kadar küçüldü.

    Büyük boyut için tıkla!

    Ayna Dişlisi ve Ruble’nin Icad Ediliyor

    Ayna dişlisi ve ruble’nin icadı bu acayip duruma son verdi. Ayna dişlisi pedallara, daha kücük olan ruble de arka tekerlek göbeğine takıldı.Her iki dişli bir zincir aracılığıyla birbirine bağlandı.öndeki büyük dişliyi pedalla bir defa döndürmek arka dişlinin birkaç defa dönüsünü sağlıyordu.1900 yılında arka göbeğe uygulanan bir düzen,rubleyi arka tekerlekle birlikte sürekli olarak bir dönüşten kurtardı. Velosiped’in yerine The Ordinary yada Le Grand Bi aldı. Ariel bisikletinden sonra, bütünüyle metal konstrüksiyona, tekerleğin lastik kaplanmasına ve gerilmiş parmaklara doğru gelişim artık durdurulamazdı. Sonunda devrimcibir kavrayışa yol açan bu değişiklik çok küçük bir parçasıyla teknik ama çok daha büyük bir ölçüde kültürel bir sorundur. Bu çözüm oldukça düşünüş biçiminde bir değişiklşik içeriyor. Tel parmaklıklı bisiklet yeni bir dünya tasarımının bir başlangıç noktası oldu.

    James Starley ise Micahux’nun geliştirmiş olduğunu adım adım yeniledi. Bu ilk kez 1869-1970 yıllarında, yeni bir bisiklet tipine yüksek tekerlekli Ordinary Bicycle‘a varılmasıyla gerçekleşti. Starley bir dikiş makinesi uzmanıdır amcasının dikiş makinesi piyasasındaki durgunlukta, bisiklet üretimini üstlenmeye karar vermesiyle çalıştığı şirket 1865’de Michaux bisikletinin kopyalarını üretmeye başlamıştır. Dikiş makinesi uzmanı olan Starley artık bisikletle ilgilenmeye başlamıştır. Starley’in yaşam öyküsünde teknik-endüstriyel gelişim sürecinin tüm eğilimleri biraraya geliyor, mekanikçilik uğraşını, merak için amatörce sürdürürken, meslekten bir mekanikçi ve atölye ustası daha sonra “Machinist”, yani bugünlerin mühendisi oluyor. Starley, germeli tel parmaklıklı tekerleğinin çalışma başarısını halka göstermek için, 1874 yılında, ön tekerleğinin çapı 2 metreden büyük olan, büyütülmüş bir Ariel yaptı.

    Ilk Bisiklet Yarışı

    Bisikletin gelişimi ile birlikte yarışlarda başlamış oldu. Deneme niteliğinde ilk bisiklet yarışı, 1868′de Saint Cloud’da yapıldı. Bu yarışı İngiliz James Moore kazandı. 1881 yılında Fransız Bisiklet Federasyonu kuruldu. Zincirli aktarma sistemi ve havalı lastiğin bulunmasıyla bisiklet bugünkü şeklini aldı. Çağdaş koşullara uygun ilk mukavemet yarışı 1890 Fransa’da yapıldı. 1891′de ise uzun etaplı turların ilk örneğini oluşturan Bordeaux-Paris yarışı, onu takiben de Paris-Brest-Paris yarışı düzenlendi.

    1903 yılında düzenlenen ve uluslararası bisiklet yarışmalarının en büyüğü olan Fransa Turu’nun Henri Desgrange ve L’Auto dergisi tarafından gerçekleştirilmesi bisiklet sporu için önemli bir atılım oldu.

    ABD’de 1878′lerde başlayan bisiklet yarışlarının yaygınlaşması sonucu 1921′de Amerikan Amatör Bisiklet Birliği kuruldu ve bu birlik ABD’deki amatör yarışların yönetimini üstlendi.

    20. yy’ın ortalarına doğru ABD ve İngiltere’de otomobillerin yaygınlaşması ile bisiklet yarışlarında bir gerileme görülmeye başlandı; fakat zamanla ilgi tekrar arttı. Amatör yol yarışları 1896′dan, pist yarışları da 1900′den itibaren olimpiyat yarışları arasında yer aldı.

    1900 yılında kurulan FIAC’ın, 1993 yılında yapılan kongrede kendini fes etmesiyle Uluslararası Bisiklet Federasyonu (UCI), bu sporun tek kuruluşu haline geldi. İskoç demirci Kirkpatrick McMillan pedal sistemini geliştirdiğinde bisikletin geleceğine büyük bir katkıda bulunduğunu bilmiyordu.1880′lerde zincir ve vites sisteminin geliştirilmesi ile bisiklet büyük bir ilerleme kaydetti. Bu aşamadan sonra bisiklet ve bisiklet sporu sürekli gelişti. 19.yy’da çok sevilen bisikletin ilk Olimpiyatlara girmemesi düşünülemezdi ancak bayanların bisiklet sporuna girebilmeleri için ise neredeyse yüz sene geçmesi gerekecekti. Bayan bisikletçiler, ancak 1984 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nda pedal çevirebildiler. Yol yarışları maraton gibi toplu olarak başlanan ve uzunluğu erkekler için 239 km, bayanlar için 120 km olan bir yarışmadır. Bundan başka zamana karşı yarışlar da yapılmaktadır. Bu yarışlarda sporcular 90 saniye ara ile start alarak, erkeklerde yaklaşık 47 km. Bayanlarda da 32 km yol kat edilir.

    Yarışlar uzun ve çetin olmakla beraber kurallar basittir. Bitiş çizgisini ilk geçen, kazanır. Kazanmak için son metrelerde atılan deparlar büyük önem taşır. Bisiklet sporundaki ince ayrıntılardan biri de öndeki bisikletçinin arkasından giderek yaratılan hava koridorundan yararlanmaktır. Yarışmalarda bisikletçiler eğer bir kopma olmamışsa genelde gruplar halinde giderler; en öndeki bisikletçi havayı yararak arkadakilerin işini kolaylaştırır. Yarış süresince kendilerini daha az yoran arkadaki bisikletçiler sonlara doğru çetin bir mücadeleye girerler. Yol yarışları maraton gibi toplu başlanılan bir yarıştır. Bitiş çizgisini ilk geçen galip ilan edilir. Yarışlar zorlu olduğundan yol boyunca su ve yiyecek takviyesi yapılabilecek çeşitli noktalar oluşturulmuştur.Bisikletlerin yapımında hafif çelik, alüminyum, titanyum ya da karbon fiber kullanılır. Vites adedi genellikle sekizdir. Uzunluk olarak 2 mt ve genişlik olarak 50 cm.den büyük olması yasaktır. Ağırlıkları 8-10 kg kadardır.

    Bugüne kadar bir defada koşulmuş en uzun mesafe 1912 Stockholm Olimpiyat Oyunları’ndaki 320 km’dir. Bisiklet ile ilgili ilginç bir husus da aynı yarışçının bir yarışı iki kez kazanmamış olmasıdır. Olimpiyatlarda en başarılı ülkeler İtalya, Fransa ve İsveç’tir. Olimpiyatlarda bugüne dek genellikle Avrupalı sporcuların daha başarılı olduklarını görülüyor.

    1960′taki yarışlarda Danimarkalı bisikletçi Knut Jensen hayatını kaybetti. Bu, 1912′deki maratondan beri yaşanan ilk ölüm olayıydı. Yarış sırasında yere düşen Jensen kafasını yere çarptı. Daha sonra da öldü. İlk anda güneş çarpmasına uğradığı zannedilen Jensen’in kanında daha sonra yapılan incelemede uyarıcı ilaç bulundu.

    Büyük boyut için tıkla!

    Türkiye’de Bisiklet

    Osmanlılar dönemindeki ilk bisiklet yarışları Selanik’te yapıldı. Bu yarışlardan iyi gelir sağlandığını gören özel girişimciler ile bisiklet ithalatçılığıyla uğraşan Leon Efendi ve ortağı Papazyan, 1910-1912 yıllarında ilk bisiklet yarışlarını düzenlediler. Daha sonra yasaklanan bu yarışlar, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra tekrar canlandı.

    İlk yol yarışları Fenerbahçe, Maslak ve Bakırköy’de, pist yarışları ise eski Fenerbahçe Stadı’nda yapıldı. Fuat Hüsnü Kayacan, Naili Seden, Hamit Zeki, Ali ve Muvaffak Beyler de bu ilk yarışların yıldızları oldular.

    1923′te İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurulmasından sonra oluşturulan ve aynı yıl FIAC üyeliğine kabul edilen Bisiklet Federasyonu, bisiklet sporunun tüm ülke çapında gelişmesinde önemli rol oynadı. İlk federasyon başkanı Muvaffak Bey’dir.

    Bisikletteki ilk milli karşılaşma, 1927′de Taksim Stadı pistinde Bulgaristan ile yapıldı. Daha sonra Milli Takımımız 1928 Amsterdam Olimpiyatları’na katıldı. 1928 Olimpiyatları sonrası “Ege Turu” adıyla düzenlenen tur, Türkiye’nin ilk uzun etaplı turudur. 1963 yılında etaplar halinde düzenlenen Marmara Bisiklet Turu, daha sonra uluslararası nitelik kazanarak, “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu” adını aldı. Bu tur dünyanın sayılı turlarından biridir.

    Türkiye’deki ilk bisiklet kulübü, 1968 yılında kurulan “İstanbul Bisiklet İhtisas Kulübü”dür. 1995 yılında federasyonun ismi, Bisiklet ve Triatlon Federasyonu olarak değiştirildi.

    Kentlerde Bisiklet Kullanımı

    Bisiklet, en etkin taşıma yöntemidir. Kas gücünü tekerlek hareketine dönüştürür. Bisiklete binme, yürümenin 1/5′ i kadar enerji harcatır. Bisiklet ucuzdur, bir otomobilin sadece küçük bir parçası fiyatına bisiklet alınabilir. Motorlu taşıtların ekonomik ömrü ortalama 10 yıl olmasına rağmen, bisiklet bir yaşam boyu kullanılabilir. Şehir içi ulaşımda, bisiklet otomobile göre daha hızlı olabilir, park sorunu yaratmaz. Bisiklet zevklidir, doğayla içiçedir. Bisiklet sağlıklıdır ve çevre kirliliği yaratmaz.

    Ülkemizde bir hobi olmaktan öteye geçemeyen bisiklet, Avrupa ülkelerinde kent içi ulaşımında pratik, sorunsuz, masrafsız ve ayrıca insan sağlığına da yararlı olduğundan otomobile tercih edilmektedir. Sağlığı yerinde normal bir kişi günde 50 km., düzenli bisiklete binen kişi ise 100 km. lik bir mesafeyi kolaylıkla katedebilir.

    İtalyan parlamentosuna verilen bir yasa tasarısında, şehir içi ve dışı bisiklet yollarının yaygınlaştırılması ve kullanılmayan eski tren yollarının şehirlerarası bisiklet yolu olarak düzenlenmesi yönünde hükümleri kabul edilmiştir. Çin’de ve Hollanda’da şehir içi ulaşımın neredeyse yarısı bisikletle yapılmaktadır. Avustralya’da Melbourne’da bir bisiklet kenti oluşturulmuştur. Ülkemizde Marmaris’in bir bisiklet kentine dönüştürülmesi yönünde yapılan çalışmalar, hepimize örnek olmalıdır.

    Bisikletin sağlığa olan yararı, artık tartışmasız kabul ediliyor. Düzenli fizik egzersiz, kalp ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etki yapmakta, kas ve iskelet sistemini güçlendirmektedir. Aerobik bir egzersiz olarak idealdir. Tıp dünyasında yapılan bazı çalışmalar hayat boyu bisiklete binenlerde iskemik kalp hastalıklarının çok önemli oranlarda azaldığını göstermektedir.

    Bisiklet sadece kişisel bir sağlık sorunu çözümü olarak anlaşılmamalıdır. Aynı zamanda hastalıklı kentlerimizde, kentsel de bir sağlık sorunu çözümüdür. Bisiklet yollarının artık sadece spor amacı ile değil, ulaşım amacı da düşünülerek kentlerimizde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Daha çok bisiklet yolu, motorlu taşıtlar üzerinde öncelik hakkı, kent içinde merkezi yerlerde motorlu taşıt trafiğine kapalı alanlar oluşturulması, şehirlerarası yollarda kullanılmayan tren yollarının şehirlerarası bisiklet yolu olarak düzenlenmesi, bisiklet park alanlarının oluşturulması, ilköğretim okullarında bisiklet eğitiminin verilmesi, devlet memurlarının işe bisikletle gitmesinin özendirilmesi, resmi araç yanında resmi bisiklet kavramının oluşturulması gibi öneriler, kişisel ve kentsel sağlık sorunlarının çözümünde önemli halkalardır. Halen büyük kentlerimizde yapılmaya başlanan spor amaçlı bisiklet yolları, şehir içi ve şehir dışı ulaşım amaçlı olarak düşünülmeli ve bir ulaşım politikası olarak, ülkemizde programlı şekilde yaygınlaştırılmalıdır.

    Herşeyin motorlu araçlara göre düzenlendiği yollarımızda, gerekli bisiklet yolları yapıldığı takdirde bisiklet, insanın gerek kent, gerekse de doğayla bütünleşmesinde yardımcı olacaktır. Günlük yaşamımızda kullanabileceğimiz, hem gezi hem eğlence hem de ulaşım yönü olan tek spor bisiklettir. Unutulmama ki bisiklet “bir yaşam biçimidir”.

    Kaynak: Perran Yalçın Yavru, söz D E g e l e n



     

  •  
    Yayın Sponsoru
      Panorama

    Aydın A. Güney & Pınar A. Avşar'la TUR Üzerine
    Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu sırasında yükün çoğunluğunu vitrinde fazla olmayan bir ekip çekiyor. Bu ekibin başında A’dan Z’y ... Devamı » » » 

    Emin Müftüoğlu ile Günümüzü Değerlendirdik
    Emin Müftüoğlu ile TUR sonunda bir araya geldik. Başarılı geçen bir organizasyondan sonra yorgun, çoklukla olduğu gibi vakti kı ...
    Devamı » » » 

    Bisiklet Yolları Algısında Yanlışlar

    Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” piyesini seyredenler bilir: Estergon ve Vladimir, iki perde boyunca, Godot diye birini b ...
    Devamı » » » 


    Eki.14 İBB Emirgan Planları, Bisiklet v...
    Haz.14 The Accidential Death of a Cycli...
    Şub.14 The Armstrong Lie
    Ara.13 Londra ve İstanbul'da Bisikletin...
    Eyl.13 Süslü Kadınlar da Bisiklete Bine...
    Eyl.13 Emin Müftüoğlu'yla Kısa Kısa
    Auğ.13 Katlanır Bisiklete Giriş
    Haz.13 Bisikletle işe gitmenin püf nokt...
    Nis.13 Yaz Yaklaşırken 3 Büyük Şehirde ...
    Mar.13 Dünyanın En Pahalı Bisikletleri
    Eki.12 Velodromda Bir Gün
    Tem.12 Dünden Bugüne Bisiklet...
    Tem.12 Fransa Turu Tarihinden Hikayeler
    May.12 Ruanda Bisiklet Takımı
    May.12 İngiltere'de Bisiklet Ulaşımı Po...
    Oca.12 Londra'dan Bisiklet Esintileri
    Ara.11 Kış Yarışları Öncesi Temel İpuçl...
    Eki.11 10 Tanınmış Sima’ya Sorduk
    Eyl.11 Pedalla Enerji Üretttik
    Eyl.11 Canyon'un Derinliklerine Yolculu...
    Nis.11 Araba mı Daha Hesaplı Bisiklet m...
    Şub.11 Pedal Alternatif Enerji Çözümü O...
    Panorama Arşivi

     

      Bu yayın 9882 kez okundu.
      Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
      Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


     

     
      Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
      Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

    Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015